Ana içeriğe geç

Rami Kütüphanesi'nde gönüllü sesler: sesli kitabın bir asırlık öyküsü

Rami Kütüphanesi'nde gönüllüler görme engelli okurlar için kitap seslendiriyor. Bu hizmet, sesli kitabın bir asrı aşan tarihine ve Türkiye'nin sesle kurduğu kültürel bağa açılıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Rami Kütüphanesi'nde gönüllü sesler: sesli kitabın bir asırlık öyküsü (Görsel: AA Kültür-Sanat)
Rami Kütüphanesi'nde gönüllü sesler: sesli kitabın bir asırlık öyküsü (Görsel: AA Kültür-Sanat)

İstanbul Eyüpsultan'daki Rami Kütüphanesi'nin ses yalıtımlı iki kabininde gönüllüler mikrofon başına geçiyor ve görme engelli okurlar için kitap seslendiriyor. Kütüphanenin Engelsiz Bilgi Merkezi Görme Engelliler Birimi'nde yürütülen bu çalışma ilk bakışta sade bir hizmet gibi görünse de, arkasında bir asrı aşan bir erişilebilirlik tarihi ve Türkiye'nin sesle kurduğu köklü bir ilişki duruyor.

Kışladan okuma salonuna

Rami Kütüphanesi'nin binası başlı başına bir dönüşüm öyküsü. Yapı, II. Mahmud döneminde kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu için inşa edilmiş, 1828'den itibaren kışla olarak kullanılmış ve askeri işlevini 1980'lere kadar sürdürmüştü. Uzun bir restorasyonun ardından Ocak 2023'te kapılarını kütüphane olarak açtı; bugün binlerce kişilik oturma kapasitesi ve milyonlarca ciltlik hacmiyle ülkenin en büyük kütüphaneleri arasında anılıyor.

Bu ölçekli yapının içinde görme engelli okurlara ayrılan birim; stüdyo standardında iki ses kabini, kabartma alfabeyle basılı kitapların ödünç verilmesi, elektronik büyüteçler, ekran okuyucu yazılımlar, OCR destekli tarayıcılar ve bina içinde bağımsız hareketi sağlayan sesli navigasyon altyapısıyla donatılmış. Gönüllüler önce bir deneme metni okuyor; telaffuz, akıcılık, vurgu ve ses tonu değerlendirmesinden geçenler kayda başlıyor. Öncelik, okurların talep ettiği eserlerde. Tamamlanan kayıtlar editoryal denetimden geçtikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Milli Kütüphane Konuşan Kitaplık sistemine aktarılıyor ve Türkiye genelindeki kullanıcılara açılıyor.

Bir asrı aşan bir fikir

Bir kitabı sesli dinleme düşüncesi sanıldığından çok daha eski ve doğrudan körlükle bağlantılı. Sesli kitabın modern kökeni, ABD'de 1931'de çıkan Pratt-Smoot Yasası'na ve görme engelliler için başlatılan "talking books" programına uzanır. 1935'ten itibaren Library of Congress'in de dahil olduğu çalışmada ilk seslendirilen metinler arasında Shakespeare oyunları ve ülkenin kuruluş belgeleri vardı. İlginç bir ayrıntı: uzunçalar plaklar 1934 ile 1948 arasında neredeyse yalnızca görme engellilerin alanıydı. Yani plak, müzik için değil, önce okumak için yaygınlaştı.

Türkiye'de bu hattın kurumsal merkezi Milli Kütüphane oldu. 1946'da kurulan kurum, görme engellilere yönelik hizmete 1955'te kabartma kitaplarla başladı; zamanla ses stüdyolarına ve binlerce sesli kitaptan oluşan bir arşive ulaştı. Bugün Konuşan Kitaplık mobil uygulama üzerinden de erişilebiliyor ve Rami'deki gönüllü seslendirmeler tam olarak bu ortak havuzu besliyor. Kabartma yazının kendisi ise çok daha eskiye, Louis Braille'in 1821'de geliştirdiği altı noktalı sisteme dayanıyor.

İnsan sesi, makine sesi

Rami'nin düzenli kullanıcılarından Nahide Mutlu, iki okuma biçimi arasında pratik bir ayrım yapıyor. Hızlı bilgiye ulaşmak istediğinde yapay zeka destekli ekran okuyucuları verimli buluyor; ancak bir roman ya da edebi eser söz konusu olduğunda bir gönüllüden dinlemeyi "çok daha kıymetli" sayıyor. "Her bir kelimenin farklı bir ruhu var" diyor. Mikrofonun öbür ucundaki gönüllü Müjgan Karamete ise yaptığı işi "bir anlamda gören gözleri oluyoruz" sözleriyle anlatıyor ve çocukluğunun radyo tiyatrolarını hatırlatıyor; sesle dinlerken hayal dünyasının genişlediğini söylüyor.

Bu, teknik olmaktan çok kültürel bir tercihin işareti. Makine sesi bilgiyi taşır; insan sesi vurguyu, duraklamayı ve duyguyu taşır. İkisi farklı ihtiyaçlara karşılık gelir ve edebi metinde terazi çoğu zaman insanın lehine kayar.

Türkiye'den bakış

Türkiye'nin sesle kurduğu ilişki, bu kütüphane biriminin çok ötesine uzanan bir kültürel damardır. Bu topraklarda hikâye uzun süre gözle değil kulakla tüketildi: meddahın taklitleri, âşıkların sazla anlattığı destanlar ve yirminci yüzyılda radyonun etrafında toplanan aileler hep aynı alışkanlığın farklı biçimleriydi. TRT'nin "Arkası Yarın" gibi radyo tiyatroları 1940'lardan itibaren edebiyatı sese çevirdi; Haldun Taner, Behçet Necatigil gibi isimler bu forma metin yazdı ve bu kayıtlar bugün dijital arşivlerde yeniden dolaşıma girdi. Görme engelli bir okurun "kelimenin ruhu" derken kastettiği şey, aslında bu geleneğin çağdaş bir uzantısıdır.

ArtPlaka okuru için buradaki asıl mesele şu: imge yalnızca gözle üretilmez. Bir radyo oyununu dinleyen kişinin zihninde beliren sahne, bir afişin ya da tablonun karşımıza koyduğu sahne kadar canlı olabilir; ikisi de aynı hayal gücüne çıkan iki ayrı yoldur. Sesli kitap, görme engelli okur için bir erişim aracı olduğu kadar, görsel kültürün sözle nasıl kurulabildiğinin de hatırlatıcısıdır. Bir kelimenin doğru bir tonlamayla zihinde koca bir manzara açması, iyi bir görselin tek bakışta bir dünya kurmasına benzer.

İlgili Yazılar