Sökülen Ciltler: Anthropic Davası ve Kitabın Veriye Dönüşümü
Yapay zekâ şirketi Anthropic'in milyonlarca basılı kitabı tarayıp elden çıkardığı süreç, mahkeme kayıtlarıyla açığa çıktı. Kitabın kültürel nesneden işlenebilir veriye dönüşümü hem hukuki hem kültürel bir tartışma başlattı.

Bir kitabın cildi kesilip sayfaları tarandığında geriye ne kalır? Yapay zekâ şirketi Anthropic'in mahkeme kayıtlarına yansıyan tarama süreci, bu soruyu hukuki ve kültürel bir tartışmanın tam ortasına taşıdı. ABD'de görülen Bartz v. Anthropic davasının belgeleri, şirketin bir araştırma kütüphanesi kurmak amacıyla milyonlarca basılı kitap satın aldığını, ciltlerini ayırıp sayfalarını yüksek hızlı tarayıcılardan geçirdiğini ve dijital kopyayı oluşturduktan sonra fiziksel nüshaların bir bölümünü elden çıkardığını ortaya koydu. Elde edilen metinler, şirketin Claude adlı modelinin eğitiminde kullanıldı.
Project Panama ve mahkemenin ikili kararı
Dava dosyalarından çıkan ayrıntılara göre bu tarama işi, şirket içinde "Project Panama" kod adıyla yürütülmüştü. Projeyi, daha önce Google Books ortaklıklarında çalışmış olan Tom Turvey'nin yönettiği belirtiliyor. Toplu alınan kitapların önemli bölümü ikinci el kaynaklardan, örneğin Better World Books gibi satıcılardan geliyordu; yani söz konusu olan çoğunlukla nadir hazineler değil, piyasada yaygın bulunan nüshalardı. Yine de yöntemin kendisi, basılı nesnenin geri dönülmez biçimde parçalanması anlamına geliyordu.
Yargıç William Alsup'ın Haziran 2025'te açıkladığı karar ikiye bölünmüştü. Mahkeme, kitapların bir dil modelini eğitmek için kullanılmasını "dönüştürücü" bularak adil kullanım saydı. Yasal yollarla satın alınmış basılı kitapların taranıp dijitale çevrilmesini de, dijital kopya elden çıkarılan fiziksel nüshanın yerini aldığı gerekçesiyle adil kullanım kapsamında değerlendirdi. Ancak şirketin LibGen ve Pirate Library Mirror gibi korsan kaynaklardan indirdiği milyonlarca kitap için aynı sonuca varmadı; bu kısım yargılamaya bırakıldı. Anthropic sonrasında, yalnızca korsan edinim iddialarını kapatmak üzere yaklaşık 500 bin eseri kapsayan ve kitap başına ortalama 3.000 dolara denk gelen 1,5 milyar dolarlık bir uzlaşmayı kabul etti. Uzlaşma, tarama ya da eğitim sürecini değil, kitapların ele geçiriliş biçimini konu alıyordu.
"İçerik"ten veri kümesine
Kitapların toplu biçimde dijitalleştirilmesi yeni bir mesele değil. Google, 2004'ten itibaren üniversite kütüphaneleriyle iş birliği yaparak on milyonlarca kitabı taramış, Authors Guild'in açtığı dava yaklaşık on yıl sürmüş ve 2015'te temyiz mahkemesi bu taramayı adil kullanım saymıştı. Ne var ki Google Books'un amacı, aranabilir bir dizin ve kısa alıntılar sunmaktı. Anthropic örneğinde ise kitap, okunacak ya da içinde arama yapılacak bir kaynak değil, metinsel örüntülerinden yeni metin üretmeyi öğrenen bir modelin ham maddesi hâline geliyor.
Walter Benjamin'in yaklaşık bir yüzyıl önce sözünü ettiği aura, yani eserin kendine özgü varlığı ve tarihsel bağlamı, bu noktada yeniden akla geliyor. Bir kitabın değeri yalnızca sayfalarındaki sözcüklerden ibaret değil; yazarın kimliği, baskının dokusu, kenar notları ve elden ele dolaşan geçmişi de o değerin parçası. Cilt kesilip sayfa tarandığında bu maddi ve tarihsel katman, işlenebilir bir veri katmanına indirgeniyor. Tartışmayı teknolojiyi baştan mahkûm etmeden sürdürmek mümkün; ancak temel soru duruyor: Kültürel bellek ölçülebilir bir veri kaynağına dönüştüğünde neyi geride bırakıyoruz?
Türkiye'den bakış
Türkiye'de basılı kitabın taşıdığı ağırlık, yalnızca metinden ibaret değil. Matbaanın Osmanlı coğrafyasına İbrahim Müteferrika eliyle görece geç girmesi, basılı sayfayı en baştan kıymetli ve simgesel bir nesne kıldı. İstanbul'un Sahaflar Çarşısı'ndan Ankara'nın ikinci el kitapçılarına uzanan sahaf geleneği, bir kitabın yalnızca içeriğiyle değil; kenar notları, mühürleri, sararmış sayfaları ve elden ele dolaşan hikâyesiyle değer kazandığı bir kültürü ayakta tutar. Bu kültürde bir cildi kesip sayfalarını taramak, salt teknik bir işlem değil, nesnenin belleğini boşaltmak gibi de okunabilir. Türkiye dijitalleştirmeye yabancı değil; kütüphaneler ve üniversite arşivleri yazma eserleri ile süreli yayınları uzun süredir tarıyor. Ancak oradaki amaç metni korumak ve erişime açmaktı, onu bir modelin ham maddesine çevirmek değil. Sanatla ilgilenen okur için asıl soru şu olabilir: Bir görselin, bir afişin ya da bir metnin değeri ürettiği veriyle mi, yoksa taşıdığı bellekle mi ölçülür? Elle tutulur bir baskının ısrar ettiği şey, tam da bu maddiliğin kolayca veriye indirgenemeyeceğidir.

