Ana içeriğe geç

Mehtap Baydu Arter'de: Bedenin kalıbından çoğalan benlikler ve bir sergi kitabı

Berlin'de yaşayan Mehtap Baydu'nun Türkiye'deki ilk kurumsal solo sergisi "Seni Sevmek Çok Zor!" 15 Kasım'a kadar Arter'de. Sergiye eşlik eden kitap, eserleri üretim ve kurulum aşamalarıyla birlikte okumaya çağırıyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Mehtap Baydu Arter'de: Bedenin kalıbından çoğalan benlikler ve bir sergi kitabı (Görsel: Artdog Istanbul)
Mehtap Baydu Arter'de: Bedenin kalıbından çoğalan benlikler ve bir sergi kitabı (Görsel: Artdog Istanbul)

Bingöl doğumlu, Berlin'de yaşayan ve üreten Mehtap Baydu, uzun süredir Türkiye'deki izleyicinin grup sergilerinden ve galeri sunumlarından tanıdığı bir isim. Ama sanatçının Türkiye'deki ilk kurumsal solo sergisi ancak bu yıl açıldı. Selen Ansen'in küratörlüğünü yaptığı "Seni Sevmek Çok Zor!", 29 Nisan'dan beri Arter'in birinci kat galerisinde ve 15 Kasım 2026'ya kadar görülebilecek. Sergiyle aynı adı taşıyan ve Selen Ansen ile Süreyyya Evren'in hazırladığı kitap da kısa süre önce yayımlandı. Artdog Istanbul'da Neray Pala'nın kaleme aldığı eleştiri, bu kitabın sergiyi mekânın dışına nasıl taşıdığını tartışıyor.

Kassel'den Berlin'e: bedeni malzeme olarak kullanan bir pratik

Baydu heykel eğitimine Kayseri Erciyes Üniversitesi ve Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde başladı, ardından Kassel Sanat Akademisi'nde Dorothee von Windheim'ın sınıfında Meisterschülerin unvanıyla mezun oldu. Daha çok performanslarıyla tanınsa da heykel, yerleştirme, fotoğraf ve video alanlarında da üretiyor. Toplumsal cinsiyet rolleri ile çok kültürlü bağlamlardaki hassas dinsel ve siyasal meseleler, işlerinin sürekli dönüp durduğu konular arasında.

Türkiyeli izleyicinin Baydu'yu en yakından tanıdığı eser muhtemelen Cocoon (2015). Sanatçı bu video performansta, gündelik hayatında karşılaştığı otuz üç erkeğin gömleklerinden kendi çıplak bedeninin çevresine bir koza örüyordu. Arter koleksiyonunda yer alan eser, kurumun 2019'da açılan "Words Are Very Unnecessary" sergisinde de gösterilmişti. Baydu'nun son yıllardaki izi de dikkat çekici: 2021'de Städtische Galerie Nordhorn'un sanat ödülünü aldı, 2020 ve 2022'de Tarabya Kültür Akademisi'nde misafir sanatçı olarak kaldı, 2025'te ise Robert Wilson'ın New York'taki Watermill Center'ında Baroness Nina von Maltzahn bursuyla çalıştı. İstanbul'da uzun süredir Galeri Nev ile çalışıyor.

Sergide öne çıkanlar

Arter'deki sergi seramik, bronz, kumaş, kâğıt ve cam gibi malzemelerle çoğaltma, parçalama, iz bırakma ve katmanlama süreçlerini öne çıkarıyor. Birkaç eser serginin omurgasını oluşturuyor:

  • Wirbelsäule (Omurga Sütunu): Sanatçının kendi bedeninden alınan kalıpların birleştirilmesiyle oluşan, yaklaşık dört metre yüksekliğinde bir sütun. Kırılganlık ile taşıyıcılık arasındaki gerilimi aynı formda buluşturuyor.
  • Burulma: Baydu'nun 2025'te Watermill Center'da gerçekleştirdiği performansın videosu. İnsan ile doğa arasındaki sınırı sorguluyor.
  • Nefes (Atem): İlk kez 2019'da Berlin'de yapılan performansın Arter için uyarlanmış hâli. Sanatçı, belirli ziyaret saatlerinde, performans alanını dolduracak büyüklükte bir balonu şişiriyor.

Pala'nın yazısında ayrıca Kolhis efsanesinden yola çıkan Şifa (Therapie, 2024 ile 2025 arası) anılıyor. Bu işte bir grup insan, sürekli bir hareket akışıyla Altın Post'u (Das Goldene Vlies, 2024) koruyan yılana can veriyor. Yılan motifi sanatçının yakın dönem üretiminde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor; Galeri Nev'deki 2025 tarihli sergisinin adı da "Love and the Serpent" idi.

Kitap: kalıplar, taslaklar ve bir anne

Pala'ya göre kitabın asıl değeri, eserleri bitmiş hâlleriyle sınırlı tutmayıp üretim ve kurulum aşamalarını da göstermesi. Kapakta, kapalı dudak biçimindeki İki Dudağımın Arasında (2017) yer alıyor. Pala bu imgeyi kitabın sonundaki söyleşiye bağlıyor: Baydu'nun az konuşan annesiyle yaptığı söyleşi okununca, söylenemeyen sözlerin kitabın başından sonuna taşındığı hissi uyanıyor. Kitap, Omurga Sütunu'ndan bir ayrıntıyla, sanatçının yüzünün iki suretiyle açılıyor. Siyah beyaz Bir Ağaç ile Deri Alıp Verme'de ise yapraksız bir ağacın kesik dalı bir kadın gövdesiyle tamamlanıyor.

Metinler de aynı çok seslilikte. Selen Ansen'in sanatçıya mektup biçiminde yazdığı "Ne sen beni gördün ne de ben seni", kalıpları tek tek inceleyip bir bütüne ulaşamamanın hâlini anlatıyor. Kitapta ayrıca Sandeep Sodhi, Anita Sezgener ve Emre Şan'ın metinleri bulunuyor. Pala'nın vardığı sonuç şu: Bir heykelde birleşen her kalıp Baydu'nun bir parçası, ama birleştikten sonra hiçbiri tam olarak ona ait değil.

Türkiye'den bakış

Baydu'nun sergisini Türkiye'de bedeni sanatın merkezine koyan kadın sanatçıların uzun çizgisiyle birlikte okumak mümkün. Nil Yalter 1974'te Paris'te La Femme sans tête ou la Danse du ventre'yi çektiğinde, kadın bedeni üzerine yazılmış sözleri kendi karnına yazmıştı. Gülsün Karamustafa göç ve ev içi mekân üzerine, CANAN ise kadın bedeninin mahrem ve kamusal hâlleri üzerine üretti. Baydu bu soyun içinde ayrı bir yerde duruyor, çünkü onun işlerinde beden bir temsil yüzeyinden çok bir kalıp, bir malzeme: çoğaltılabilen, parçalanabilen ve başka bedenlerle birleşebilen bir şey.

Bingöl'den Kassel'e, oradan Berlin'e uzanan yol da okuma açısından önemli. Almanya'da üreten Türkiyeli sanatçıların kuşağı, Türkiye'de çoğu zaman "dışarıdan gelen" bir bakış olarak algılandı. Oysa Baydu'nun kaynaklarının bir kısmı, özellikle kadınların özel alanda sürdürdüğü Kürtçe ağıt geleneğine duyduğu ilgi, Anadolu'nun sözlü kültürüne dayanıyor. Annesiyle yapılan ve az sözle ilerleyen söyleşi, bu açıdan kitabın en yerli sayfası sayılabilir. İki dudak arasında kalan sözler, Türkiye'de pek çok ailenin kuşaklar boyu taşıdığı bir suskunluğu hatırlatıyor. Arter'in bu sergiyle yaptığı şey de önemli: yıllardır koleksiyonunda Cocoon'u barındıran kurum, sanatçının tek bir işini değil, üretiminin mantığını izleyiciye açıyor.

İlgili Yazılar