Müzede Sahne onuncu yılında: oyunla dönüşen bir müze deneyimi
Sakıp Sabancı Müzesi'nin performans programı Müzede Sahne, Ayşe Draz'ın sanat yönetmenliğinde onuncu yılını "Oyunlarla Dönüşüm" temasıyla kutluyor. Program, süren Yoko Ono sergisiyle diyalog içinde tiyatro, dans ve katılımcı işleri müzeye taşıyor.

Sakıp Sabancı Müzesi'nin performans programı Müzede Sahne, bu yıl onuncu edisyonuna ulaşıyor. 27-30 Ağustos tarihlerinde gerçekleşecek program, Ayşe Draz'ın sanat yönetmenliğinde "Oyunlarla Dönüşüm" temasıyla tiyatro, dans, performans ve katılımcı deneyimleri müzenin salonlarına ve bahçesine taşıyor. Draz için bu, art arda dördüncü yönetmenlik; programla ilişkisi ise yıllar önce katılımcı sanatçı olarak başlamıştı.
Tek bir performanstan on yıllık bir geleneğe
Müzede Sahne'nin hikâyesi 2016'da, heykeltıraş Kuzgun Acar'a ayrılan bir sergi kapsamında sahnelenen tek bir performansla başladı. Aradan geçen sürede program, söyleşiler, paneller ve okumalarla örülen bir gösteri haftasına dönüştü. Sabancı Vakfı'nın desteğiyle sürdürülen etkinlik, her edisyonunu farklı bir tema etrafında kurgulayarak performans sanatları ile müze arasındaki gerilimi yeniden ele alıyor: kalıcılık ve sabitlik üzerine kurulu bir kurum, bir daha tekrarı olmayan geçici âna nasıl ev sahipliği yapar?
Bu soru Sakıp Sabancı Müzesi için yabancı değil. Kurum, 2020'de Marina Abramović ve Marina Abramović Institute iş birliğiyle izleyiciyi doğrudan sürece katan bir sergiye ev sahipliği yapmış, canlı ve elle tutulamaz medyuma alan açmıştı. Bu yılki program da müzede süren "Yoko Ono: İçses ve İçyapı" sergisiyle diyalog içinde kurgulandı. Erken dönem kavramsal talimat parçalarından katılımcı işlere uzanan, yetmiş yılı aşkın bir üretimi bir araya getiren Ono sergisi; beden, ses ve mekân ilişkisini programın da merkezine yerleştiriyor.
Neden "oyun"?
Draz'ın küratoryal çerçevesi, oyunu performansın kurucu dinamiklerinden biri olarak ele alıyor. Johan Huizinga'nın Homo Ludens'te hatırlattığı gibi oyun; kendi kurallarını, zamanını ve mekânını yaratan, oynayanı da seyredeni de gündelik olandan koparan kültür kurucu bir edim. Roger Caillois'nın bu çerçeveyi genişleten yaklaşımı da programın arka planında duruyor. Draz'ın vurgusu, mevcut gerçekliği bir an askıya alıp "ya başka türlü olsaydı" diye sorabilmenin, kuralların yeniden yazılabileceğini bedenle deneyimlemenin peşinde.
Sanat yönetmeni, "izleyici" yerine "seyirci" demeyi tercih ettiğini söylüyor: bakan konumdan çıkıp seyrin içinde konumlanan, seyri birlikte kuran bir eş eylemci. Programın omurgasını da bu anlayış kuruyor. Gösterimlerden önceki Fuayede Karşılaşmalar, bahçeye yayılan performatif işler ve her gösterim sonrası sanatçı söyleşileri, karşılaşmayı tek bir oyun anına sıkıştırmayıp öncesine ve sonrasına yayıyor. Dr. Oğuz Öner'le dört yıldır sürdürülen Ses Manzarası atölyesi ise müzenin ses haritasına her yıl yeni bir katman ekleyerek kurumun belleğine işlemiş uzun vadeli bir arşive dönüşüyor.
Sahnedeki işler
Bu yılın ana sahne programı geniş bir yelpazeye yayılıyor. Öne çıkan yapımlar arasında Şule Ateş'in yönettiği, mitolojik kadın figürlerinin izini süren ekofeminist ŞÂZÂN MECLİSİ: Tuhaf Akrabaların İzinde; 2025 Afife Ödülü'nü kazanan Mine Nur Şen'in yer aldığı Yıldız; Shakespeare'in Macbeth'inden uyarlanan Şatonun Altında ve 2025 Afife özel ödüllü 9/8'lik Kıyamet bulunuyor. Édouard Louis'nin metninden yola çıkan Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri ile Begüm Erciyas'ın uluslararası dolaşımdaki performansı Letters from Attica da programda. Müze direktörü Ahu Antmen'in ifadesiyle etkinlik, müzelerin "daha demokratik ve kapsayıcı yaşam alanları" olarak konumlanışının bir örneği. Tüm gösterimler ücretsiz ve kayıtla izlenebiliyor.
Türkiye'den bakış
Müzede Sahne'nin on yıllık serüveni, Türkiye'de performans sanatının görece geç ve dağınık kurumsallaşan tarihi düşünüldüğünde ayrı bir anlam taşıyor. 1970'lerde Şükrü Aysan'ın içinde yer aldığı Sanat Tanımı Topluluğu gibi kavramsal öncüler bir zemin hazırlamış olsa da, performans uzun süre galeri ve müze programlarının kıyısında kaldı. Şükran Moral ve Marina Abramović'in öğrencisi Nezaket Ekici gibi isimler bu alanı ısrarla sürdürdü; 2005 sonrasında performans İstanbul'da daha görünür hâle geldi, Performistanbul gibi oluşumlar sahneyi genişletti. Bir müzenin performansı süsleyici bir yan etkinlik değil, koleksiyonu ve mekânıyla eşit bir medyum olarak on yıl boyunca programına almasu, bu tabloda kayda değer bir süreklilik. Türkiyeli okur için asıl mesele belki de "sabit" sanılan müze fikrinin gevşemesi: duvara asılı bir eserle bir kez karşılaşmak yerine, bedenin de içine dahil olduğu, tekrarı olmayan bir âna ortak olmak. Metal bir posterin ya da bir tablonun sabitlediği imgeyle sahnedeki geçici jest arasındaki gerilim, aslında görsel kültürün en verimli sorularından biri.
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz
