Toprağın Altındaki Sergi: Sydney'de 80 Eseri İzleyiciler Kazarak Buldu
Sydney'deki HEAP projesi, sekiz sanatçının 80 eserini 120 ton toprağın altına gömdü ve izleyicileri eserleri kendi elleriyle çıkarmaya davet etti. Sergi, aynı anda kazı, performans ve tartışma alanına dönüştü.

Bir sanat eserine bakmak için çoğu zaman bir duvarın karşısında durmak yeterlidir. Sydney'deki Carriageworks'te geçtiğimiz hafta sonu ise izleyicilerden bambaşka bir şey istendi: çıplak ayakla toprağa girmek, ellerine bir mala almak ve eseri kendi elleriyle topraktan çıkarmak. HEAP adlı proje, 22-23 Ağustos'ta sekiz Avustralyalı sanatçının ürettiği 80 eseri yaklaşık 120 ton toprağın altına gömdü ve sergi mekânını dev bir kazı alanına dönüştürdü.
HEAP, Avustralya'nın en bilinen tartışma platformlarından Festival of Dangerous Ideas'ın 2026 programı kapsamında hayata geçti. 2009'da The Ethics Centre tarafından kurulan festival, yıllarca Sydney Opera Binası'nda düzenlendikten sonra Cockatoo Island ve Sydney Town Hall gibi mekânlardan geçerek Carriageworks'e ulaştı. Rahatsız edici soruları masaya yatırmayı ilke edinen etkinliğin bu yılki teması, açığa çıkarma anlamına gelen Revelation üzerineydi. HEAP, bu temayı en somut biçimde cisimleştiren iş oldu: gizli olanı görünür kılmak burada kavramsal bir metafor değil, fiziksel bir eylemdi.
Toprağın altında ne vardı
Projede Brook Andrew, Aretha Brown, Keg de Souza, Tarryn Gill, HOSSEI, Sophie Penkethman-Young, Tim Silver ve EJ Son'un yeni üretimleri bir araya geldi. Fikrin arkasında festival direktörü Danielle Harvey ile Cecily Hardy var. Harvey'nin belirttiği gibi, madencilik ve kazı üzerine kurulmuş bir ülkede toprağı eşelemek yüklü bir jest.
Serginin en çok konuşulan işlerinden biri Sophie Penkethman-Young'a ait. Sanatçı, 3D yazıcısıyla 25 karo üretti; ancak makineyi kesintisiz çalıştırmak yerine ona haftada 38 saatlik standart bir çalışma haftası tanıdı ve üretimi günde bir karoyla sınırladı. Karoların üzerinde sanatçı ile makine arasında imzalanmış bir tür çalışma anlaşması yer alıyordu. Penkethman-Young bu işi, görünmeyen emeği ve ona biçtiğimiz değeri düşünmeye bir davet olarak tanımlıyor.
Wiradjuri sanatçısı Brook Andrew ise Amerika, Orta Doğu ve Avustralya'dan tıbbi ve yenilebilir bitkileri bir araya getirdi; üretim sürecinde botanikçiler ve Yerli tıp bilgisini taşıyan kişilerle birlikte çalıştı. İşte Avustralya'nın murnong bitkisi, Lübnan yabani kekiği ve Kolombiya'da şifa uygulamalarında kullanılan bazı Brugmansia türleri yer aldı. 2020'de Sydney Bienali'nin NIRIN edisyonunu yöneten ilk Yerli sanatçı olan Andrew, binlerce yıllık bilgi sistemlerine kapı aralamayı başlı başına tehlikeli bir fikir olarak görüyor.
Diğer işler de aynı toprak yığınında farklı meseleleri buluşturdu. Gumbaynggirr sanatçısı Aretha Brown, Avustralya bayrağını queer ve Yerli bir bakışla yeniden düşünen bir yorgan hazırladı. Tarryn Gill, iki yüzlü Roma tanrısı Janus'un çehrelerini taşıyan altın renkli bir urn üretti. Tim Silver sertleşmiş toprağa dökülmüş bir insan figürüyle ruhsal çöküşü ele alırken; Keg de Souza, HOSSEI ve EJ Son'un çalışmaları çevresel kriz, kimlik ve iyileşme gibi temaları öne çıkardı.
Kazının kendisi bir eserdi
HEAP'in asıl radikal yanı eserleri gömmesi değil, izleyiciyle eser arasındaki alışılmış mesafeyi ortadan kaldırmasıydı. Ziyaretçi, nerede olduğunu bilmediği bir şeyi arıyor, toprağı kaldırıyor ve karşısına çıkan nesneyi inceliyordu. Bu haliyle proje aynı anda sergi, yerleştirme, performans ve arkeolojik kazı gibi işledi. Bulunan eserler ziyaretçinin götürebileceği bir hazineye dönüşmedi; incelenip sergilenmek üzere yakındaki alana taşındı. Böylece kazı, bireysel bir ganimet avı değil ortak bir keşif eylemi haline geldi.
Toprağı sanatın hem malzemesi hem mekânı yapma fikrinin uzun bir geçmişi var. Robert Smithson'ın 1970 tarihli Partially Buried Woodshed çalışması ya da Walter De Maria'nın New York Earth Room yerleştirmesi, toprağı doğrudan sanatın içine taşıyan erken örneklerdi. 2014'te Nadim Samman'ın küratörlüğünde kırk sanatçının işinin bir sandıkta ıssız bir adaya gömüldüğü Treasure of Lima: A Buried Exhibition ya da Mark Dion'ın müze çevresinde gerçekleştirdiği kazılar, sanatı arkeolojiyle buluşturan çizgiyi sürdürdü. HEAP bu geleneğe, izleyiciyi doğrudan kürek başına geçirerek katıldı. Kazı bittikten sonra kullanılan toprak da atılmayacak; festivalin açıklamasına göre sertifikalı sınıftaki toprak, yeniden kullanılmak üzere başka alanlara dağıtılacak.
Türkiye'den bakış
Kazarak açığa çıkarma fikri, belki de hiçbir coğrafyada Anadolu'daki kadar yüklü bir anlam taşımaz. Göbekli Tepe'nin on iki bin yıllık dikili taşlarından Troya'nın üst üste binmiş katmanlarına, Zeugma'nın sudan kurtarılan mozaiklerine kadar bu topraklar, sanatın ve belleğin gerçekten yerin altından çıkarıldığı bir yer. Türkiyeli okur için toprağı kaldırıp altında ne olduğuna bakmak soyut bir sergi jesti değil, kültürel kimliğin merkezindeki tanıdık bir deneyim. Bu yüzden HEAP'in izleyiciyi kürek başına geçirmesi bizde hem heyecan verici hem de tedirgin edici bir çağrışım yapar. Çünkü Anadolu'da kazı, bir yandan bilgiyi ortaya çıkaran arkeoloji, öte yandan halk kültüründeki define avcılığı efsanelerinin, kaçak kazıların ve yağmanın gölgesinde ilerleyen bir eylemdir. Projenin bulunan eseri hazine olmaktan çıkarıp ortak bir tartışmaya çevirmesi, tam da bu ayrımı hatırlatır: toprağın altından çıkanı sahiplenmek ile onu paylaşılan bir bilgiye dönüştürmek arasındaki fark. Festivalin madencilik ülkesi Avustralya için kurduğu kazı metaforu, madenciliğin ve arkeolojik mirasın aynı anda tartışıldığı Türkiye'de de fazlasıyla yankı bulur. Belki de bazı fikirleri görebilmek için önce üzerlerindeki toprağı kaldırmak gerekiyor.

