Ana içeriğe geç

Müzik kurumsallaşmasında kaos: Kahramankaptan'ın teşhisi ve öneriler

Şefik Kahramankaptan, bir sempozyum bildirisinde Türkiye'de müzik alanının kurumsallaşmasını eleştiriyor ve bugünkü sorunların köklerini Cumhuriyet'in ilk okullarına kadar götürüyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Müzik kurumsallaşmasında kaos: Kahramankaptan'ın teşhisi ve öneriler (Görsel: Sanattan Yansımalar)
Müzik kurumsallaşmasında kaos: Kahramankaptan'ın teşhisi ve öneriler (Görsel: Sanattan Yansımalar)

Sanat yazarı, gazeteci ve librettist Şefik Kahramankaptan, kültür-sanat sempozyum ve seminerlerine sunduğu bildirileri derlediği çalışmada, Türkiye'de müzik alanındaki kurumsallaşmanın bugün bir kaos ürettiğini öne sürüyor. "Harp başlangıcında yapılan hata, harp boyunca devam eder" benzetmesiyle açtığı metinde, sorunun kökenini kuruluş dönemine kadar götürüyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1971'de mezun olan, uzun yıllar başta Cumhuriyet olmak üzere pek çok yayında opera, bale ve çokseslilik üzerine yazan Kahramankaptan, 1975 ve 1976'da "Altın Kalem" ile Yılın Gazetecisi seçilmiş bir isim. Onun teşhisi net: mesele okul sayısı değil, kalitenin belirli bir standardın altına düşmesidir.

Sayılarla büyüyen bir alan

Kahramankaptan'ın aktardığı tabloya göre Türkiye'de bugün 49 konservatuvar, bir Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, güzel sanatlar fakültelerine bağlı 16 müzik bölümü, eğitim fakültelerinde 24 müzik eğitimi ana bilim dalı ve 105 güzel sanatlar lisesi bulunuyor. 2017'de kurulan Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi ise alana özgü ilk tematik devlet üniversitesi. Yazar için bu genişleme başlı başına bir başarı ölçütü değil. Asıl sorun, tek tek çatılar altında dağılan bu yapının ortak bir standardı ve saha ile ilişkiyi koruyamaması.

Musiki Muallim Mektebi'nden YÖK'e

Türkiye'de müziğin kurumsallaşması Erken Cumhuriyet'in modernleşme hamlesiyle başladı. 1924'te Ankara'da açılan Musiki Muallim Mektebi, Maarif Vekaleti'ne bağlı ilk müzik öğretmeni okuluydu. 1936'da kurulan Ankara Devlet Konservatuvarı ise besteci Paul Hindemith'in hazırladığı raporlar ve opera pedagogu Carl Ebert'in çalışmalarıyla biçimlendi. Aynı yıllarda Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Adnan Saygun ve Necil Kâzım Akses'ten oluşan Türk Beşleri, halk müziğinden beslenen çoksesli bir dil kurmaya çalışıyordu.

Kahramankaptan'a göre kırılma, 12 Eylül sonrası YÖK'ün kurulmasıyla konservatuvarların üniversite çatısı altına alınmasında yaşandı. 1982'de Ankara Devlet Konservatuvarı Hacettepe Üniversitesi'ne bağlandı, aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı ilk öğrencilerini aldı. Yazarın eleştirisi, bu geçişte çalgı eğitimi veren öğretmenlere akademik unvanların dağıtılması ve icracılardan pozitif bilim ölçütleriyle akademik ilerleme beklenmesi noktasında toplanıyor. Kendi ifadesiyle, bir viyolonselciden bir fizik akademisyeninin yapması gerekenlerin beklenmesi.

"Yüksek okul" statüsü ve bir öneri

Metnin en dikkat çeken önerisi, rahmetli besteci ve eğitimci Muammer Sun'a ait. Adnan Saygun'un öğrencisi olan, 1973 tarihli Solfej kitabıyla Türk müzik eğitimine damga vuran Sun, konservatuvarların üniversitelerde "yüksek okul" statüsünde kalmasının onları eşit temsilden yoksun bıraktığını söylüyordu. Önerisi, tüm konservatuvarların Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi olarak yapılandırılması ve diğer fakültelerle eşit söz hakkına kavuşmasıydı.

Kahramankaptan, icracı yetiştiren okulların asıl kaynağının orkestralar ve opera evleri olduğunu, oysa üniversite ve konservatuvar bulunan pek çok ilde orkestra bile bulunmadığını hatırlatıyor. Örnek olarak Devlet Opera ve Balesi'nin 2001'de Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanan Gaziantep, Sivas ve Van müdürlüklerinin yıllar sonra hâlâ fiilen kurulmamış olmasını gösteriyor. Çözüm önerilerinin başında ise ilköğretimden itibaren sanat dersi konularak toplumda müziğe duyarlılığın artırılması geliyor.

Türkiye'den bakış

Bu tartışma yalnızca müzikle sınırlı değil. Cumhuriyet'in kurumsallaşma hamlesi görsel sanatlarda da benzer bir yörünge izledi. 1882'de Osman Hamdi Bey'in öncülüğünde açılan Sanayi-i Nefise Mektebi, sonradan Güzel Sanatlar Akademisi'ne ve bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne evrildi. Müzikte Hindemith ve Ebert ne ise, resim ve heykelde de Avrupa'ya gönderilen öğrenciler ve davet edilen yabancı ustalar benzer bir rol üstlendi. Aynı dönemin görsel dili, halkevleri afişlerinden İhap Hulusi Görey'in ilan ve etiket tasarımlarına kadar uzanan güçlü bir baskı kültürü yarattı. Kahramankaptan'ın müzik için sorduğu soru, aslında Türk görsel kültürünün de sorusudur: bir modernleşme atılımı kurumlara dönüştüğünde, o kurumların özerkliği ve niteliği nasıl korunur? Bugün bir opera afişine ya da bir konser çağrısına baktığımızda, arkasında yüz yıllık bu kurumsal serüvenin izlerini görmek mümkün. Poster ve afiş, bu birikimi gündelik hayatın duvarına taşıyan en yalın araçlardan biri olmayı sürdürüyor.

İlgili Yazılar