Ana içeriğe geç

Pamukkale'de 17. İtalyan Arkeoloji Sempozyumu: Anadolu'da yarım asırlık ortak kazı

17. İtalyan Kültür Merkezi Arkeoloji Sempozyumu 13-14 Ekim'de Denizli'de yapılıyor. Arslantepe'den Tokalı Kilise'ye kadar birçok alanda Türk kurumlarıyla birlikte çalışan İtalyan heyetleri, son bulgularını ilk kez aynı salonda paylaşıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Pamukkale'de 17. İtalyan Arkeoloji Sempozyumu: Anadolu'da yarım asırlık ortak kazı (Görsel: Artdog Istanbul)
Pamukkale'de 17. İtalyan Arkeoloji Sempozyumu: Anadolu'da yarım asırlık ortak kazı (Görsel: Artdog Istanbul)

Türkiye ile İtalya arasındaki arkeolojik iş birliğine odaklanan 17. İtalyan Kültür Merkezi Arkeoloji Sempozyumu, 13-14 Ekim 2026'da Pamukkale Üniversitesi'nin ev sahipliğinde Denizli'de yapılıyor. İstanbul İtalyan Kültür Merkezi tarafından Ankara İtalyan Büyükelçiliği himayesinde düzenlenen buluşmanın başlığı "Keşifler, yöntemler ve iş birliği: Araştırmanın sürekliliği ile yenilikçilik arasında Türkiye'deki İtalyan arkeoloji heyetleri". Arslantepe, Hierapolis, Karkamış, Kültepe, Uşaklı Höyük, Porsuk-Zeyve Höyük, Hattuşa, Tripolis ve Tokalı Kilisesi'nde çalışan uzmanlar, kazı süreçlerini ve yeni bulgularını anlatacak.

Program 13 Ekim Salı akşamı 21.30'da Hierapolis Antik Tiyatrosu'nda bir konserle açılıyor. İtalyan keman sanatçısı Riccardo Zamuner, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile sahneye çıkacak. Akademik oturumlar 14 Ekim Çarşamba sabahı 09.00'da Pamukkale Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. İsmail Çetişli Konferans Salonu'nda başlıyor. Prehistorya ve protohistorya bölümünü Prof. Dr. Bilal Söğüt, klasik ve Bizans dönemleri bölümünü ise Laodikeia Kazı Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek yönetecek. İtalyanca ve Türkçe simultane çeviri yapılacak oturumlar ücretsiz ve herkese açık. Sunumların kitaplaştırılması, kayıtların da kurumun YouTube kanalında yayımlanması planlanıyor.

Neden Hierapolis?

Sempozyumun Denizli'de yapılmasının sembolik bir anlamı var. Hierapolis, İtalyan arkeolojisinin Türkiye'deki en köklü adreslerinden biri. Torino Politeknik Üniversitesi'nden mimarlık tarihçisi Paolo Verzone, 1951-1953 arasında İstanbul Teknik Üniversitesi'nde mimarlık tarihi kürsüsünü de yürütmüştü. 1957'de Türk hükümetinden Hierapolis kazı iznini aldı ve İtalyan Hierapolis Arkeoloji Heyeti'ni 1978'e kadar yönetti. Sonraki dönemde Lecce Üniversitesi'nden Francesco D'Andria'nın başkanlığında Torino, Lecce, Napoli, Milano, Venedik ve Bari'deki üniversitelerden mimar, arkeolog ve teknisyenler çalışmaya katıldı. Yani bu ekipler kırk yılı aşkın süre aynı kentte çalıştı. Heyet, erken Hristiyan ve Bizans mimarisi üzerine yürüttüğü çalışmalarla ve belgeleme aracı olarak fotoğrafa verdiği önemle kendine özgü bir okul yarattı.

Sahadaki ekipler: Malatya'dan Kapadokya'ya

Sempozyumda adı geçen alanlar, iş birliğinin ne kadar geniş bir zamana yayıldığını gösteriyor:

  • Arslantepe (Malatya): Roma Sapienza Üniversitesi ekibi 1961'den bu yana burada kesintisiz çalışıyor. Kazıyı otuz yılı aşkın süre Marcella Frangipane yönetti, 2019'dan sonra Francesca Balossi Restelli devraldı. MÖ 4. binyıla tarihlenen anıtsal saray kompleksiyle bilinen höyük, 2021'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi.
  • Karkamış (Gaziantep): Höyük 1911-1914 arasında İngiliz Müzesi adına kazıldı. Ekipte C. L. Woolley ve sonradan "Arabistanlı Lawrence" olarak tanınacak T. E. Lawrence da vardı. O kazılarda bulunan bazalt ve kireçtaşı kabartmaların bir kısmı bugün Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor. Çalışmalar 2011'de Bologna Üniversitesi'nden Nicolò Marchetti başkanlığındaki Türk-İtalyan ortak ekibiyle yeniden başladı.
  • Uşaklı Höyük (Yozgat): Pisa Üniversitesi'nin 2008'de başlayan ve bugün Anacleto D'Agostino'nun yönettiği kazı, alanın Fırtına Tanrısı'na adanmış Hitit kutsal kenti Zippalanda olduğu hipotezini destekleyen bulgular ortaya çıkardı. Son olarak üzerindeki yazı kasıtlı olarak kazınmış bir mühür okunabildi.
  • Tokalı Kilise (Göreme): Kazı alanı değil, bir koruma projesi. 10. yüzyıl fresklerinin restorasyonunu Tuscia Üniversitesi'nden Maria Andaloro'nun ekibi, Nevşehir Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarı ile birlikte yürüttü. Andaloro, kiliseyi "Kapadokya'nın Sistina Şapeli" olarak tanımlamıştı.

Bu liste, sempozyum başlığındaki "süreklilik ile yenilikçilik" ikiliğini de açıklıyor. Bir yanda altmış yılı aşan saha birikimi var. Öte yanda dijital belgeleme ve yeni koruma yöntemleriyle sürekli yenilenen bir pratik.

Türkiye'den bakış

Bu sempozyumu Türkiyeli okur için ilginç kılan şey, iş birliği kelimesinin tarih içinde değişen anlamı. Karkamış örneği bunu açıkça gösteriyor. Yüzyılın başında Woolley ve Lawrence'ın kazdığı höyük, imparatorlukların paylaşılamayan sınır bölgesindeydi. Bugün ise Türk ve İtalyan araştırmacıların ortak yürüttüğü bir projeye dönüştü. Osman Hamdi Bey'in 1884'te eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını kısıtlayan nizamnameyi hazırlatmasından bu yana Türkiye'de arkeoloji, yabancı heyetlerle yerel kurumlar arasındaki dengenin sürekli yeniden kurulduğu bir alan oldu.

Konunun bir de görsel kültür boyutu var. Anadolu'nun arkeolojik imgeleri uzun zamandır gündelik hayatımızın bir parçası. Nusret Suman'ın 1978'de Sıhhiye'ye yerleştirilen Hitit Güneş Kursu Anıtı, Ankara'nın simgelerinden biri hâline geldi. Karkamış kabartmalarındaki savaş arabaları ve aslanlar ders kitaplarından pul tasarımlarına kadar birçok yerde karşımıza çıktı. Halikarnas Balıkçısı'nın "Mavi Anadolu" düşüncesi de bu toprakların antik mirasını sahiplenmeyi edebi bir duruşa çevirmişti. Tokalı Kilise'nin lacivert zeminli freskleri ya da Hierapolis'in travertenleri bugün kartpostallarda, afişlerde ve duvar baskılarında yaşamaya devam ediyor. Sempozyumun kayıtları yayımlandığında, bu tanıdık imgelerin arkasındaki bilimsel emeği görmek isteyenler için iyi bir kaynak olacak.

İlgili Yazılar