Rami'de kurulan çocuk kitapları şehri Anadolu'ya yürüyor
İlk yılında 650 bin ziyaretçi ağırlayan Rami Çocuk ve Sanat Bienali, ikinci buluşmasına kadar 'kapsül bienaller' ile Anadolu'daki çocuklara ulaşmayı planlıyor.

İstanbul'da, iki buçuk asırlık bir kışlanın çocuk kitaplarıyla dönüştüğü Rami Kütüphanesi, ilk kez düzenlediği Rami Çocuk ve Sanat Bienali'ni 98 günde 650 bin ziyaretçiyle uğurladı. Şimdi gündemde, etkinliğin İstanbul dışına taşınması var. Bienalin icra kurulu başkanı Melike Günyüz, ikinci büyük buluşmanın iki yıl sonra yapılacağını, bu arada düzenlenecek "kapsül bienaller" ile programın Anadolu'daki çocuklar ve ailelerle buluşturulmasının planlandığını duyurdu. Karar, yalnızca bir takvim değil, bir kültür kurumunun kendini nasıl konumlandırdığına dair bir işaret olarak okunabilir.
Kışladan çocuk kitaplarının şehrine
Rami Kütüphanesi'nin hikayesi, mekanın kendisi kadar katmanlı. Yaklaşık 250 yıl önce askeri kışla olarak inşa edilen yapı, uzun yıllar bu işlevi taşıdıktan sonra atıl kalmış, kapsamlı bir restorasyonun ardından 2023 yılının başında kütüphane olarak hizmete açılmıştı. Bugün Türkiye'nin en büyük kütüphanelerinden biri sayılan bina, geniş bir oturma ve koleksiyon kapasitesiyle klasik bir okuma salonundan çok bir kültür kompleksi gibi çalışıyor. Bienal de tam bu vizyonun bir uzantısı olarak tasarlanmış görünüyor.
Kütüphane Müdürü Ali Çelik'in "Rami'de adeta çocuk kitaplarından yeni bir şehir kurduk" sözleri, etkinliğin ölçeğini özetliyor. "Resimli Çocuk Kitapları" teması ve "Renkliyse Gerçektir" mottosuyla düzenlenen bienal, yaklaşık 100 resimli çocuk kitabından ilham alınarak hazırlandı. Kitaplardaki çizimler, karakterler ve hikayeler üç boyutlu mekanlara taşındı; 25 enstalasyon, 14 sergi ve 7 dijital deneyim alanı, 500'ü aşkın atölye, söyleşi ve gösterimle birlikte sunuldu. Küratör Ayşe Kalyoncu Cumur'un anlatımıyla amaç, çocuğun sayfadaki küçük bir çizginin birkaç metre büyüyerek karşısına çıkmasını, hikayenin içine girmesini sağlamaktı.
Uluslararası bir gelenekle temas
Etkinliğin konuk listesi, bienalin yerel bir festivalden fazlasını hedeflediğini gösteriyor. İstanbul'da ağırlanan isimler arasında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu IBBY'nin yürütücü direktörü, Hans Christian Andersen Ödülleri jüri başkanı ve Bratislava İllüstrasyon Bienali direktörü vardı. Bu kurumlar, resimli çocuk kitabının sanatsal bir tür olarak kabul görmesinin ardındaki uzun tarihe işaret ediyor.
Bratislava İllüstrasyon Bienali, 1967'den bu yana UNESCO ve IBBY himayesinde düzenlenen, çocuk kitabı illüstrasyonu alanındaki en köklü uluslararası buluşmalardan biri olarak biliniyor. Hans Christian Andersen Ödülü ise çocuk edebiyatında kariyer boyu verilen en saygın ödüller arasında sayılıyor. Bienalde ağırlanan konuklardan Roger Mello, bu ödülü kazanmış Brezilyalı bir yazar ve çizer. Rami'nin bu ağlarla kurduğu temas, illüstrasyonu "çocuklara yönelik" bir alt tür olmaktan çıkarıp bağımsız bir görsel dil olarak konumlandırma çabasının parçası okunabilir.
Anadolu'ya yayılma planı
Günyüz'ün işaret ettiği "kapsül bienaller" fikri, büyük etkinlikleri metropollere sıkıştıran alışılmış modele bir alternatif öneriyor. İki yıllık ana takvim korunurken, arada daha küçük ölçekli buluşmalarla programın farklı şehirlere taşınması, kültürel erişimi tek merkeze bağlı olmaktan çıkarma iddiası taşıyor. Bu yaklaşımın ne kadar yaygınlaşacağını uygulama gösterecek olsa da, niyetin merkeziyetçi kültür üretimini gevşetmeye dönük olduğu açık.
Türkiye'den bakış
Resimli kitabı bir sanat nesnesi olarak görmek, Türk görsel kültürüne yabancı bir fikir değil. Bu toprakların en köklü kitap sanatı olan minyatür, yüzyıllar boyunca metni resimle birlikte düşünen, sayfayı bir sahne gibi kuran bir gelenekti. Osmanlı nakkaşhanelerinde üretilen minyatürler, tıpkı bugünün resimli çocuk kitapları gibi, hikayeyi ve görüntüyü ayrılmaz bir bütün olarak ele alıyordu. Cumhuriyet'le birlikte modern grafik ve illüstrasyon dili gelişti; ders kitaplarındaki çizimlerden dergi kapaklarına, masal kitaplarından afişlere uzanan geniş bir görsel hafıza oluştu. Rami'deki bienalin "sayfayı mekana taşıma" fikri, aslında bu geleneği çağdaş bir sergileme diliyle yeniden okuma denemesi. Türkiyeli okur için asıl anlamlı olan belki de şu: illüstrasyon uzun süre "küçük iş" sayıldı, oysa minyatürden bugüne uzanan çizgi, görselin başlı başına bir anlatı olabileceğini zaten kanıtlamıştı. Bienalin Anadolu'ya açılma niyeti, bu birikimi büyük şehir galerilerinin dışına, çizginin ve rengin herkese ait olduğu bir alana taşıma sözü veriyor. Bu söz tutulursa, kazanan yalnızca çocuklar değil, ihmal edilmiş bir görsel geleneğin görünürlüğü de olacak.