Ana içeriğe geç

Songs of Love and Hate 30 yaşında: Godflesh'in davul makinesini bıraktığı an

Godflesh'in canlı davula ilk kez yer verdiği dördüncü albümü Songs of Love and Hate 30 yaşında. Grup yeni albümü Decay'i duyururken bu kırılma anına yeniden bakıyoruz.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Songs of Love and Hate 30 yaşında: Godflesh'in davul makinesini bıraktığı an (Görsel: Bant Mag)
Songs of Love and Hate 30 yaşında: Godflesh'in davul makinesini bıraktığı an (Görsel: Bant Mag)

20 Ağustos 1996'da Earache Records etiketiyle çıkan Songs of Love and Hate, İngiliz endüstriyel metal ikilisi Godflesh'in dördüncü stüdyo albümü ve kariyerlerinin en çok tartışılan dönemeçlerinden biriydi. Justin Broadrick ile G.C. Green'in 1988'de Birmingham'da kurduğu grup, ilk günden beri bir davulcu yerine davul makinesi kullanıyor, o soğuk ve insanüstü mekanikliği kimliğinin merkezine yerleştiriyordu. Bu albümde ise kapıyı ilk kez araladılar: kayıtlara canlı davul girdi. Grup önümüzdeki ay yeni albümü Decay'i yayımlamaya hazırlanırken, bu 30. yıl grubun ilk döneminin en cüretkâr hamlelerinden birini yeniden gündeme taşıyor.

Davul makinesini bıraktıkları an

Anlatılana göre Broadrick albümü önce baştan sona makinelerle kurmayı denemiş, ortaya çıkan sesin dinamik aralık ve groove bakımından yetersiz kaldığına karar verince rotayı değiştirmişti. Davul tabureti için çağırdığı isim, sonradan Primus, Guns N' Roses ve Tom Waits gibi birbirinden uzak adreslerde çalacak olan Bryan "Brain" Mantia'ydı. Böylece Songs of Love and Hate, grubun canlı davul kullandığı ilk albüm oldu; aynı zamanda sözlerin ilk kez tam olarak paylaşıldığı ilk Godflesh kaydıydı. Sonuç, endüstriyel iskeleti koruyan ama hip-hop tınılı bir groove ve daha geleneksel sayılabilecek bir metal ağırlığıyla yumuşayan bir ara bölgeydi. Mantia, Avrupa'daki yoğun programa vakit ayıramadığı için birkaç ay sonra gruptan ayrıldı.

Albümün hikâyesi burada bitmedi. 1997'de Broadrick ve Green, dışarıdan hiçbir prodüktör çağırmadan bu şarkıları kendileri yeniden elden geçirip Love and Hate in Dub adlı remiks albümünü çıkardı; dub, ambient ve drum and bass tınılarına açılan bu versiyonu Broadrick'in kendisi bile orijinalinden daha başarılı bulduğunu söylemişti. Yıllar içinde birçok dinleyici de aynı kanaate vardı.

Broadrick'in izini sürmek

Godflesh'i anlamak için Broadrick'in nereden geldiğine bakmak gerekiyor. Henüz on beş yaşındayken grindcore'un temel taşlarından Napalm Death'in Scum albümünün bir yüzünde gitar çaldı, ardından Head of David'den ayrılıp Godflesh'i kurdu. Streetcleaner ve Pure gibi albümlerle çizdiği o ezici, tekinsiz ses, sonraki on yılda Korn, Fear Factory, Metallica ve Faith No More gibi çok farklı isimlerin sözlükçesine sızdı. Broadrick'in, Korn'un "Blind" parçasını ilk duyduğunda "Kulağa Godflesh ile Faith No More'un buluşması gibi geliyor" dediği aktarılır; nu-metalin Songs of Love and Hate'e neden sık sık geri döndüğünü de kısmen bu akrabalık açıklıyor.

Bugün grup yeniden bir eşikte. Decay, 25 Eylül 2026'da Relapse Records'tan çıkacak; Godflesh'in onuncu ve sondan bir önceki albümü olarak tanıtılıyor. Kayıtları 2023 tarihli Purge ile aynı oturumlardan doğan albümün ilk parçası "Living/Ending" yayımlandı. Broadrick, geçirdiği karın ameliyatının ardından gereken şiddette bağıramadığını belirterek Godflesh'i artık sahnede taşımayacağını duyurmuştu. Yani 30 yıllık bu dönüm noktasını yeniden dinlemek, aynı zamanda kapanmakta olan bir defterin sayfalarını çevirmek anlamına geliyor.

Türkiye'den bakış

Godflesh'in makineyle insanı aynı sahnede çarpıştıran estetiği, Türkiyeli okur için yalnızca bir metal alt türü meselesi değil. 1990'ların ortası, Türkiye'de underground metal ve elektronik sahnenin fanzinler, korsan kasetler ve dar mekânlar üzerinden şekillendiği yıllardı; grubun soğuk, gri, brütalist görsel dili de tam bu dönemin ruhuna denk düşüyor. Asıl ilgi çekici nokta belki de burada: endüstriyel metalin kapak estetiği, tek renkli, aşınmış, fabrika ve beton çağrışımlı imgeleriyle, hızla kentleşen bir ülkenin görsel belleğindeki o "makineleşme" gerilimini yankılıyor. Bir görsel dil olarak bu tür imgeler, nostaljiden çok bir tavrı temsil eder: parlak ve temiz pop estetiğinin karşısına konmuş, kasıtlı olarak ham ve mekanik bir dünya. Türkiye'de makineyle üretilen sesin de kendi öncüleri oldu; sentezleyicisiyle tek başına boğuşan isimlerin efsaneleştiği bir gelenek, Godflesh'in davul makinesini bir enstrümana dönüştürme ısrarıyla uzaktan akraba sayılabilir. Songs of Love and Hate'in 30 yıl sonra hâlâ genç durmasının nedeni de biraz bu: mekanik olanı reddetmek yerine onu duyguya çeviren her iş, çağı ne olursa olsun eskimiyor.

İlgili Yazılar