Ana içeriğe geç

Suyu Ehlileştirmenin Küresel Tarihi: Amsterdam'da "Wild Waters" Sergisi

Küratörlüğünü Àngels Miralda'nın üstlendiği "Wild Waters: Dams & Deltas After Modernity", suyun yalnızca bir kaynak değil, aynı zamanda politik bir mücadele alanı olduğunu 12 sanatçıyla anlatıyor. Serginin bir sonraki durağının İstanbul olması için çalışmalar sürüyor.

Erdem Kılıç2 dk okuma
Suyu Ehlileştirmenin Küresel Tarihi: Amsterdam'da "Wild Waters" Sergisi (Görsel: Argonotlar)
Suyu Ehlileştirmenin Küresel Tarihi: Amsterdam'da "Wild Waters" Sergisi (Görsel: Argonotlar)

Amsterdam'daki Framer Framed, bu yaz suyu bir sanat nesnesi kadar bir politika alanı olarak da masaya yatıran bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Àngels Miralda'nın üstlendiği "Wild Waters: Dams & Deltas After Modernity", aralarında Türkiyeli sanatçı Suat Öğüt'ün de bulunduğu 12 uluslararası ismi bir araya getiriyor. Sergi 30 Ağustos'a kadar açık kalacak ve organizatörler bir sonraki durağın İstanbul olması için çalışıyor.

Modernite Sonrası Suyun Hikâyesi

İnsanın suyla kurduğu ilişki çok eski. Köprü kurmak, kanal açmak, taşkını yönlendirmek ya da bir nehri bendlemek, her dönemde kendi teknolojisini ve kendi zihniyetini üretti. Serginin çıkış noktası ise bu çabanın modernite ile birlikte nasıl bir dönüşüm geçirdiği. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda hızlanan sanayileşme ve teknik gelişme, doğayı yönetme arzusunu doğaya hâkim olma iddiasına çevirdi. Bu süreç coğrafyaları yeniden biçimlendirdi, su kaynaklarını baskı altına aldı ve bugün Antroposen diye adlandırdığımız çağın zeminini hazırladı.

Miralda'nın kavramsal çerçevesi tam da bu noktada duruyor: Su, doğal bir kaynaktan ibaret değil, üzerine güç mücadeleleri kurulan bir alan. Sergi, ilerleme söyleminin ürettiği eşitsizlik, yerinden edilme ve sömürgecilik gibi sonuçları görünür kılmayı amaçlıyor.

Hayali Bir Nehir Boyunca Yolculuk

Serginin en dikkat çekici yanlarından biri, biçiminin de içeriğini yansıtması. Mekânsal kurgu, Suat Öğüt'ün "Unforseen Rhythms Part I" işinden ilhamla kuşbakışı bir Dicle nehrinin akışını izliyor. Böylece izleyici bir sergi salonundan çok, hayali bir nehir yatağı boyunca ilerliyor. Bu güzergâh Libya, Mısır ve Polonya gibi birbirinden uzak coğrafyalara uğruyor.

Serginin kavramsal yapısı beş ana başlık üzerinden kuruluyor:

  • Barajlar
  • Deltalar
  • Su politikaları
  • Su mühendisliği
  • Su toksikolojisi

Bu başlıklar, su kaynaklarının yalnızca bir ihtiyaç değil, altyapı ve teknolojiyle müdahale edilen, denetlenen ve dönüştürülen alanlar olduğunu öne sürüyor. Hollanda'nın denize karşı kazandığı zaferlerin nasıl sömürgeci genişlemeye zemin açtığı, Mısır'da geliştirilen su politikalarının binlerce Nubi'nin yerinden edilmesiyle nasıl sonuçlandığı, sergi boyunca yan yana getiriliyor. Miralda, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'dan örneklerle su yönetiminin her coğrafyada farklı ama birbirini andıran biçimlerde eşitsizlik üretebildiğini gösteriyor.

Türkiye İçin Anlamı

Serginin İstanbul'a taşınma ihtimali tesadüf değil. Anlatı, Amsterdam'daki bir kanalla başlayıp Mezopotamya topraklarında tanıdık bir su hikâyesiyle kapanıyor. Hem Amsterdam hem İstanbul, adları ve tarihleri suyla iç içe geçmiş şehirler. Dicle ve Fırat üzerindeki baraj projeleri, sınır aşan suların paylaşımı ve bölgesel su politikaları düşünüldüğünde, serginin önerdiği okuma Türkiyeli izleyici için soyut kalmıyor.

"Wild Waters", kendini ekolojik bir sergiden çok tarihsel, politik ve toplumsal bir okuma önerisi olarak konumluyor. Suyla komşu bir hayatın sıradan görünen ritminin aslında ne kadar kırılgan ve ne kadar politik olduğunu hatırlatıyor. Farklı coğrafyaların su hikâyelerini yan yana koyarak, gündelik hayatlarımızı biz farkına varmadan belirleyen kararların izini sürmeye çağırıyor.

İlgili Yazılar