The Krank'ın Othonoi kıyısında beliren ve kaybolan avı: The Hunt
Yunanlı sanatçı The Krank, Othonoi adasının bir sondaj sahasına bakan kıyısında 500 metrekarelik geçici bir arazi işi kurdu ve sildi. The Hunt, prehistorik avcı ile petrol platformunu aynı hikâyenin iki anı gibi karşı karşıya getiriyor.

Yunanistan'ın en batı ucundaki küçük Othonoi adasında, Aspri Ammos sahilinde geçtiğimiz temmuzda kısa ömürlü bir görüntü belirdi. Atina merkezli sanatçı The Krank, yaklaşık 500 metrekarelik bir alana siyah jeotekstil şeritlerle mızraklarını denize doğru uzatan prehistorik iki avcı figürü ile karşılarındaki bir açık deniz sondaj platformunun silüetini çizdi. The Hunt adını taşıyan iş, fotoğraf ve drone görüntüsüyle belgelendikten kısa süre sonra sökülüp toplandı, sahil eski haline döndü. Geriye yalnızca görüntü, hafıza ve bir soru kaldı.
İş, Space52 ile Kalogerou 1844 tarafından düzenlenen Ionian Lab misafir sanatçı programının ilk edisyonu kapsamında üretildi. Program, temmuz ayında dört sanatçıyı adanın coğrafyası, tarihi ve mitolojisiyle çalışmaya davet etmişti.
Avcı ile platform: aynı hikâyenin iki anı
The Krank, işi basit bir iyi insan, kötü makine karşıtlığı üzerine kurmadığını söylüyor. Onun ilgilendiği fikir, iki imgenin aynı uzun hikâyenin farklı anları olabileceği. Prehistorik avcı hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu şeyi arar; bugünün endüstriyel düzeni de doğanın içinde saklı bir şeyi arar, ancak bunu dev teknolojik, ekonomik ve jeopolitik sistemlerin içinde yapar. Sanatçının deyişiyle ortak olan hareket şu: insan çevresine bakar ve orada elde edilebilecek bir kaynak görür.
Bu yüzden kumdaki avcılar mutlaka platformun karşısında konumlanmış değil. Mızraklarını ona doğrultmuş gibi de okunabilirler, onun çok uzak ataları olarak da düşünülebilirler. Başlık da kimin kimi avladığını söylemiyor: insan avcı olabilir, ama bir noktada kendi kurduğu sistemlerin avına da dönüşebilir. The Krank işi bir sonucu ilan eden değil, peyzajın içinde durup soru soran bir görüntü olarak tanımlıyor.
Coğrafyanın kendisi mesele
Othonoi rastgele seçilmiş bir sahil değil. Efsaneye göre Homeros'un The Odyssey'inde Kalypso'nun adası olan Ogygia'nın esin kaynağı sayılan ada, Yunanistan ile İtalya arasındaki deniz sınırına yakın bir konumda. Kuzey İyon Denizi'nde, Korfu'nun kuzeybatısında yer alan ve yaklaşık 2.400 kilometrekarelik bir alanı kapsayan hidrokarbon arama sahası da bu sularda uzanıyor. Yunanistan, yaklaşık kırk yıllık aradan sonra açık deniz sondajına dönmeye hazırlanıyor; bölgedeki arama planlarında ExxonMobil, Energean ve HelleniQ Energy gibi şirketlerin adı geçiyor ve ilk arama sondajının 2027'de yapılması bekleniyor.
Sanatçının kendi ifadesiyle, çoğu açık deniz arama projesi kamuoyu tarafından haritalar, teknik belgeler ve resmi açıklamalar üzerinden deneyimleniyor. The Hunt tam da bu soyut düzlemi bozup dikkati risk altındaki gerçek manzaraya çevirme çabası. Aspri Ammos'un kaya oluşumları sanatçıyı prehistorik kaya resimlerini çağrıştıran bir dile yöneltmiş. Ama burada zaman tersine dönüyor: görüntü geçmişten kalmış bir buluntu değil, sanatçının deyişiyle henüz gerçekleşmemiş olası bir gelecekten kalan bir iz gibi.
Geçicilik bir yöntem olarak
İşin en çarpıcı yanı, var oluşu kadar hızlı yok oluşu. 500 metrekarelik bir imge, var olduğu anda manzarada büyük bir yer kaplar; birkaç saat sonra oradan geçtiğine dair neredeyse hiçbir iz kalmayabilir. Endüstriyel bir müdahale ise başlangıçta harita üzerinde bir alan gibi görünürken çok daha uzun süreli bir etki bırakır. The Krank bu geçiciliği mutlak bir ekolojik saflık iddiasına dönüştürmekten kaçınıyor; her sanatsal müdahalenin mekâna bir biçimde dokunduğunu kabul ediyor. Onun sorduğu soru daha çok şu: bir eser, üretildiği yer üzerinde hangi hakka sahip olduğunu varsayar? İşin büyük olmasıyla sonunda tümüyle silinmesi arasındaki paradoks tam da buradan besleniyor: büyük bir görüntü yaratmak, ama aynı zamanda onun yok olmasını kabul etmek.
Bu, sanatçının ilk kez denediği bir tavır da değil. 2022 Paxos Bienali için ürettiği Footprint yine bin metrekarelik, bilinçli olarak geçici bir işti ve insanın çevre üzerindeki izini konu ediyordu. The Krank'ın pratiği resim, video, yeni medya ve büyük ölçekli arazi işleri arasında geziniyor; işleri Documenta Halle ve Berlin Art Week gibi mekânlarda görüldü.
Türkiye'den bakış
Bu iş, Türkiyeli okura hiç de uzak olmayan iki damardan sesleniyor. İlki, doğu Akdeniz ve Ege'deki enerji jeopolitiği. Deniz yetki alanları, sismik araştırma gemileri ve hidrokarbon ruhsat sahaları üzerine yıllardır süren tartışmalar, İyon Denizi'ndeki bu manzarayı bize tanıdık kılıyor. The Hunt'ın haritadaki bir bloğu tekrar somut bir kıyıya, dalgaya ve kuma bağlaması, bu coğrafyada büyüyen bir okur için soyut bir mesele değil.
İkinci damar görsel kültürle ilgili. Sanatçının başvurduğu prehistorik avcı imgesi, Anadolu'nun kendi derin geçmişiyle konuşuyor. Çatalhöyük duvar resimlerindeki av sahneleri ya da Latmos, yani Beşparmak Dağları'ndaki kaya resimleri, insanın doğayla kurduğu en eski görsel anlatının bu topraklardaki karşılığı. Türkiye'de arazi sanatı geleneği görece ince olsa da, kaya resminden çağdaş ekolojik işlere uzanan bir hafıza mevcut. Kumun üzerine çizilip birkaç saat sonra rüzgâra ve dalgaya bırakılan bir görüntü, kalıcılığı kutsayan anıt kültürüne karşı sessiz ama güçlü bir itiraz olarak da okunabilir. Bir imgenin ağırlığının, mermerde değil hafızada taşınabileceği fikri, bizim de üzerine düşünmeye değer bulduğumuz bir öneri.
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz

