Tıklama Tuzağı ve Sahte Reklam Çağında Görüntünün Yitip Giden İtibarı
Şefik Kahramankaptan'ın Sanattan Yansımalar'daki yazısı, tıklama tuzağını ve otomatik reklam kuşağına sızan "Fatih Karahan kovuldu" türü sahte reklamları tartışmaya açıyor. Bu tablo, tanıdık bir yüzün taşıdığı güvenin nasıl bir kandırma aracına dönüştüğünü gösteriyor.

Osmanlıca "hal-î pür melâl" tamlaması; kaygı veren, hüzünlü ve perişan bir durumu anlatır. Kültür sanat gazeteciliğinin kıdemli kalemlerinden Şefik Kahramankaptan, kurucusu ve editörü olduğu Sanattan Yansımalar'daki son yazısında bu tamlamayı bugünün haber sitelerine yakıştırıyor. 1971'de Mülkiye'den ve gazetecilik bölümünden mezun olan, aralarında Cumhuriyet'in de bulunduğu pek çok yayında çalışmış, opera bale ve plastik sanatlar üzerine yazan bir ismin bu teşhisi, aslında görüntü ile güven arasındaki bağın nasıl aşındığına dair bir uyarı niteliğinde.
Cevabın en sona saklandığı düzen
Kahramankaptan'ın altını çizdiği ilk sorun, haberin kuruluş mantığının tersine dönmesi. Klasik gazetecilikte vurucu bilgi ilk paragrafta verilir, okur ayrıntıya çekilirdi. Bugün ise merak uyandıran bir başlık atılıyor, sorunun yanıtı yazının en sonuna bırakılıyor. Her cümle ayrı bir fotoğraf altına dönüştürülerek okurun sayfada geçirdiği süre uzatılıyor. Amaç bellidir: tıklanma ve kalma süresi istatistiklerini büyütmek.
İletişim çalışmalarında bu yönteme tık tuzağı deniyor ve temel özelliği, başlık ile içeriğin birbirinden kopması. Merak, kaygı ve korku gibi dürtüler kışkırtılıyor. "Akın akın", "kapış kapış", "yandınız", "tapunuz tehlikede" gibi kalıplar sıradan bir haberi bile felaket ya da fırsat diline çeviriyor. Bu, dikkat ekonomisi denen düzenin gündelik konuşması.
Reklam kuşağına sızan dolandırıcılık
Yazının asıl çarpıcı bölümü, otomatik yayımlanan reklamlarla ilgili. Site yöneticisinin çoğu zaman denetleyemediği programatik reklam ağları, haberin hemen yanına alakasız ya da yanıltıcı içerikler yerleştirebiliyor. Kahramankaptan, son haftalarda yaygınlaşan "Fatih Karahan kovuldu" başlıklı sahte reklamları örnek gösteriyor. Merkez Bankası Başkanı'nın gerçek bir ekonomi açıklamasının hemen altında, onun görevden alındığını öne süren uydurma bir reklam belirebiliyor; tıklayan kişi bir süre okuduktan sonra yüksek kazanç vaadiyle bir yatırım tuzağına yönlendiriliyor.
Bu tablo yalnızca bir köşe yazarının gözlemi değil. Türk İnternet Medya Birliği de ağustos ayında benzer bir uyarı yayımladı. Dolandırıcılar "kovuldu", "görevden alındı", "canlı yayında gerçeği açıkladı" gibi sansasyonel kalıplarla kamu figürlerinin ad ve görselini kullanıyor. Denetim anında bir içerik, kullanıcıya ise başka bir içerik gösteren "cloaking" yöntemi işin teknik ayağını oluşturuyor. Birlik; yayıncılara reklam alanlarını düzenli denetlemeyi, şüpheli içerikleri engelleyip bildirmeyi ve haber ile reklamı görsel olarak ayırmayı öneriyor.
Yüzü ödünç alınan tanınmış isimler
Kamu figürünün yüzünü yem olarak kullanan bu yöntem Türkiye'ye özgü değil. İngiltere'de tüketici hakları savunucusu Martin Lewis ve girişimci Elon Musk, yıllardır sahte yatırım reklamlarında en çok taklit edilen isimler arasında. Basına yansıyan bir soruşturmada, sahte ünlü reklamlarıyla kurulan bir ağın binlerce kişiyi dolandırdığı ve zararın on milyonlarca doları bulduğu aktarıldı. Yapay zekâyla üretilen deepfake videolar, tanınmış birinin sanki bir yatırım platformunu bizzat önerdiği izlenimini yaratıyor.
Ortak payda şu: tanıdık bir yüzün ve görüntünün taşıdığı güven, doğrudan bir kandırma aracına çevriliyor. Kahramankaptan'ın kendi sitesinde ilke olarak reklam kabul etmemesi de burada anlam kazanıyor. Onun derdi reklam düşmanlığı değil, okurla içerik arasındaki güven bağını ayakta tutmak.
Türkiye'den bakış
Bu tartışmanın Türkiyeli okur için ayrı bir anlamı var, çünkü ikna edici görüntünün bu topraklarda köklü ve itibarlı bir geçmişi bulunuyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında İhap Hulusi Görey, Münif Fehim ve Kenan Temizan gibi isimler afişi, kitap kapağını ve gazete ilanını bir sanat diline dönüştürdü. Grafik sanat eğitimi 1933'te Güzel Sanatlar Akademisi'nde açılan afiş atölyesiyle kurumsallaştı. Televizyonun ve internetin yaygın olmadığı dönemde Yeşilçam'ın el yapımı sinema afişleri, seyirciyle kurulan ilk görsel temas ve çağının en yaygın tanıtım aracıydı. Bu afişler abartıyı da severdi; oyuncuyu olduğundan gösterişli çizer, sahneyi dramatize ederdi. Ama kritik fark şudur: o görüntünün altında bir imza, bir emek ve bir sorumluluk vardı. Bugünün otomatik reklam kuşağında ise imza da, muhatap da, çoğu zaman gerçek bir insan da yok. Yeşilçam afişindeki abartı seyirciyi salona çağırırdı; deepfake reklamsa tanıdık bir yüzü çalıp doğrudan cebe uzanıyor. Görsel ikna sanatını bir zanaat olarak yücelten bir kültürde, aynı gücün anonim bir dolandırıcılık aracına indirgenmesi, Kahramankaptan'ın "hal-î pür melâl" teşhisini yerli tarih içinde daha da anlaşılır kılıyor.


