Van Gogh'un Zeytin Toplayan Kadınlar'ı: Bir Hasadın Üç Ayrı Yüzü
Van Gogh'un Saint-Rémy'deki zeytin serisinden Zeytin Toplayan Kadınlar, aynı sahnenin üç versiyonundan biri. Tımarhane duvarları ardında biçimlenen bu tuval, soyut dindarlığa karşı toprağın sade gerçekliğini savunur.

Vincent van Gogh'un adı çoğu zaman The Starry Night'ın girdaplı gökyüzüyle ya da ayçiçekleriyle anılır. Oysa sanatçının en yoğun üretim dönemlerinden biri, Güney Fransa'nın zeytin ağaçlarına adanmıştı. Metropolitan Museum of Art'ta bulunan Zeytin Toplayan Kadınlar da bu görece az konuşulan ama derin serinin bir parçası.
Tımarhanenin bahçesinden zeytinliklere
1889 yılının Mayıs ayında Van Gogh, Saint-Rémy-de-Provence yakınlarındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastanesine kendi isteğiyle yerleşti. Yaklaşık bir yıl kalacağı bu kurumda önce yalnızca bahçeyi resmedebiliyordu. Zamanla dışarı çıkma izni alınca çevredeki zeytinliklere yöneldi. O bir yıl içinde yüzden fazla tuval üretti ve bunların en az on beşi zeytin ağaçlarına ayrıldı.
Van Gogh için zeytin ağacı basit bir manzara öğesi değildi. Kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarda, ağacın gümüşten maviye, yeşilden bronza uzanan değişken renklerini ve eğri gövdesini yakalamanın hem zorlayıcı hem de vazgeçilmez olduğunu anlattı. Gün ışığının ve mevsimin değişimini bu ağaçlarda takip etti.
Aynı sahnenin üç versiyonu
Zeytin Toplayan Kadınlar, 1889'un Aralık başında zeytin hasadını izleyen sanatçının tuvale taşıdığı bir sahne. Van Gogh aynı kompozisyonun üç ayrı versiyonunu yaptı. Kendisi ilkini doğadan yapılmış, daha renkli ve ağırbaşlı tonlarda bir etüt olarak tanımladı. Bu versiyon bugün Atina'daki Goulandris Vakfı'nda. İkincisi, çok ölçülü bir renk aralığıyla atölyede tamamlanan ve Washington'daki National Gallery of Art'ta bulunan çalışma. Üçüncüsü, yani New York Metropolitan Museum of Art'taki 72,7 x 91,4 santimetrelik tuval, üçünün en işlenmiş ve en biçimlenmiş olanı. Van Gogh bu son versiyonu annesi ve kız kardeşi için ayırmıştı.
Aynı konuyu tekrar tekrar resmetmek Van Gogh'un alışkanlığıydı. Bir çalışmadan memnun kaldığında kopyalarını yapar, çoğu zaman bir versiyonu satması için Theo'ya gönderirdi. Üç Zeytin Toplayan Kadınlar da bu üretim mantığının izlerini taşır: biri doğanın karşısında, diğerleri atölyenin sükûnetinde biçimlenmiştir.
Soyut değil, sert ve kaba bir gerçeklik
Serinin arka planında sessiz bir hesaplaşma da var. O dönem Paul Gauguin ve Émile Bernard, zeytin bahçesinde İsa'yı betimleyen soyut ve düşsel kompozisyonlar üretiyordu. Van Gogh bu yaklaşımı benimsemedi. Yaptığı işi, onların soyutlamaları yanında oldukça sert ve kaba bir gerçeklik olarak niteledi. Ona göre insan, Gethsemane'ye doğrudan gönderme yapmadan da acıyı ve tinsel olanı anlatabilirdi. Zeytin dalları arasında eğilen kadınlar, işte bu inancın somut karşılığıdır.
Bu tavır, Van Gogh'un uzun süredir beslendiği bir kaynağa da bağlanır. Sanatçı, köylü emeğini resmin merkezine taşıyan Jean-François Millet'yi ebedi usta sayardı. Zeytin toplayan kadınların yorgun ama onurlu duruşunda, Millet'nin tarlada çalışan figürlerine duyduğu saygının yankısı sezilebilir. Küçük, titrek fırça darbeleri yaprakları, dalları ve sürülmüş toprağı adeta kımıldar halde tutar.
Türkiye'den bakış
Zeytin, Türkiye coğrafyasının belki de en köklü kültürel simgelerinden biridir. Van Gogh'un Provence zeytinliklerinde sezdiği o çok eski ve gizemli hava, Ege ile Akdeniz kıyılarında yaşayanlar için yabancı değildir. Bu topraklarda zeytin hasadı bir tarım işinden fazlasını anlatır: kadın emeğinin, kuşaklar arası bilginin ve mevsim ritminin buluştuğu ortak bir bellektir. Van Gogh'un tuvaline eğilerek aktardığı kadın figürleri, Anadolu'da bugün hâlâ sabahın erken saatinde ağaç altına serilen filelerin başında görülebilir.
Türk resminde de köylü emeği ve kır yaşamı güçlü bir damar oluşturur. Erken Cumhuriyet döneminde İbrahim Çallı kuşağının ve ardından Turgut Zaim gibi ustaların Anadolu köylüsünü, kadınını ve tarlasını tuvale taşıması, Van Gogh'un Millet üzerinden kurduğu emeği yücelten resim anlayışıyla akraba bir tutumdur. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun halk motiflerinden beslenen renkli estetiği de aynı meselenin yerli bir okumasının mümkün olduğunu düşündürür. Van Gogh'un zeytin ağacında gördüğü sabır ve süreklilik, bu topraklarda binlerce yıldır aynı gövdenin gölgesinde sürüp gitmektedir. Aynı sahne bir duvara asıldığında, uzak bir Fransız manzarasından çok tanıdık bir hasat sabahının hatırası gibi okunabilir.


