Elif Varol Ergen: Tekinsiz annelik, cadılar ve gururlu kötü kızlar
Bora Gürdaş'ın Unlimited'da yayımlanan metni, Elif Varol Ergen'in grotesk imgelerini Freud, Kristeva, korku sineması ve cadı avları tarihi üzerinden okuyor. Sanatçının Incognito'dan Unseen Daughters'a uzanan pratiği, Türkiye'de kadın bedenine dair kaygıları farklı bir yerden düşünmeye çağırıyor.

Unlimited, yazar Bora Gürdaş'ın sanatçı Elif Varol Ergen üzerine yazdığı bir metnin Türkçesini yayımladı. Metin aslında 2017'de, New York'taki Von Zos yayınevinin çıkardığı A Sequence of Witches adlı sanatçı kitabı için yazılmıştı. Kitap sınırlı sayıda okura ulaştığı için Gürdaş yazısını gözden geçirip yeniden yayımlamayı seçmiş. Ortaya çıkan metin, Ergen'in on yılı aşan üretimini annelik, beden, tekinsizlik ve cadılık kavramları üzerinden ele alıyor.
Hacettepe'den New York'a bir çizer
Elif Varol Ergen lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Hacettepe Üniversitesi'nde tamamladı. Bugün aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nde doçent olarak görev yapıyor. Kariyerine çocuk kitapları ve editoryal illüstrasyonla başlayan sanatçı, zamanla kadın hakları, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve ebeveyn çocuk ilişkisi gibi konulara yöneldi. İşleri Türkiye'nin yanı sıra Almanya ve ABD'de sergilendi. 2017'de New York'ta yayımlanan kitap, onun ilk sanatçı kitabıydı.
Gürdaş, Ergen'in işlerini ilk kez 2012'de gördüğünü, aynı yıl CDA Projects'te açılan Incognito sergisinin kataloğu için de bir metin yazdığını anlatıyor. Çocuk istismarını konu alan bu sergideki I Remember, Forget it ve Princess gibi işler, Gürdaş'a göre konuyu "istismar üzerinden istismar" yapmadan, semboller aracılığıyla ele alıyordu. Ergen'in çocukları şirin figürler değildi: kirli, kanlı elbiseler giyiyor, bedenleri biçim değiştiriyordu.
Tekinsiz, iğrenç ve doğum sonrası
Gürdaş'ın kuramsal çerçevesi iki kavrama dayanıyor: Freud'un "tekinsiz" (unheimlich) kavramı ve Julia Kristeva'nın abject kavramı. Kristeva'ya göre bir şeyi iğrenç kılan kirlilik değil, bir kimliği ya da düzeni rahatsız etmesidir. Ergen'in eriyen, sarkan, kesik uzuvlarla dolu, yoğun kırmızı ve siyahla kurulmuş kompozisyonları bu sınır ihlalini görselleştiriyor. Diasec üzerine baskı ve CNC kesimle üretilen bu işlerin bir kısmı bugün Soho House, Mustafa Taviloğlu ve Moiz Zilberman koleksiyonlarında bulunuyor.
Sanatçının 2013'te anne olması, Offspring, Holy Beast ve Stranger I II gibi işlerde doğrudan iz bırakmış. Gürdaş burada önemli bir karşılaştırma yapıyor: Mary Kelly'nin 1973 ile 1979 arasında ürettiği Post-Partum Document. Kelly bu işte kendi oğluyla ilişkisini Lacancı psikanaliz çerçevesinde, kavramsal sanatın belgeleme yöntemleriyle kayda geçirmişti. Bez astarlarının da yer aldığı iş, 1976'da Londra'daki ICA'da ilk gösterildiğinde magazin basınında tepki çekmişti. Gürdaş'a göre Ergen, Kelly'nin belgeci tavrından farklı olarak daha içe dönük, kişisel korkulara yaslanan bir dil kuruyor. Bu dil, David Cronenberg'in The Brood ve Crash filmleriyle özdeşleşen "body horror" estetiğine ve vagina dentata mitine yaklaşıyor.
Malleus Maleficarum'dan çağdaş cadıya
2016'dan bu yana Ergen'in odağında mistisizm, paganizm, şekil değiştirme ve özellikle cadılık var. Gürdaş, 1486 tarihli Malleus Maleficarum'un cadıyı neredeyse her zaman kadın olarak tanımlayan ve cadı avcılarının el kitabına dönüşen bir metin olduğunu hatırlatıyor. Görsel tarafta Hans Baldung Grien'in 1510 tarihli renkli tahta baskısı The Witches öne çıkan örneklerden biri. Dürer'in atölyesinden ayrıldıktan sonra yaptığı bu ilk tahta baskıda, kazanın başına toplanmış yaşlı ve grotesk bedenli kadınlar ile keçi üzerinde uçan genç bir cadı görülüyor. Rönesans'ta uçan cadıyı ve cadı sabbat'ını gösteren ilk imgelerden biri sayılıyor.
Ergen'in bu ikonografiyi tersine çevirdiği söylenebilir. Örneğin Witch Mom (2016) adlı işte çocuk, dişli bir ağızda değil, cadı annenin kalbinin üzerindeki bir yarıkta duruyor. Bu okuma, Silvia Federici'nin 2004 tarihli Caliban and the Witch kitabındaki tezle de örtüşüyor. Federici'ye göre cadı avları, kadın bedeni ve doğurganlığı üzerinde denetim kuran bir terör kampanyasıydı. Ergen'in cadısı ise bu denetimi reddeden "gururlu kötü kız" figürü. Sanatçı 2025'te Kuzey Kıbrıs'ta gezen Unseen Daughters sergisinde de baskı ve illüstrasyondan oluşan 37 işle aynı hattı sürdürdü. Bu kez Havva ve cennetten kendi isteğiyle ayrılan Lilith gibi mitolojik figürlerden yola çıktı.
Türkiye'den bakış
Ergen'in işlerini Türkiyeli izleyici için tanıdık kılan şey, kuramsal referanslardan çok yerel bir inanç olabilir: Al Karısı ya da Albastı. Anadolu'da ve Kafkasya'da yaygın olan bu inanca göre lohusa kadınlara ve yeni doğan bebeklere zarar veren bir dişi varlık vardır. Korunmak için lohusanın başına kırmızı kurdele bağlanır, yanında ışık söndürülmez, yastığının altına demir konur, kadın yalnız bırakılmaz. Bugün bazı araştırmacılar bu inancı doğum sonrası depresyon ve psikozun kültürel bir karşılığı olarak yorumluyor. Ergen'in doğum sonrası dönemi korku imgeleriyle anlatması ve kırmızıyı baskın renk olarak kullanması bu açıdan anlamlı bir paralellik taşıyor. Ancak sanatçının bu inanca doğrudan gönderme yaptığına dair bir bilgi yok, bu paralellik bizim okumamız. Bir fark da var: Al Karısı inancında kadın tehdidin kurbanı, Ergen'in dünyasında ise tekinsiz güç kadının kendisine ait. Bir de Türkiye'de kadın bedeni hâlâ "uygun" annelik, doğurganlık ve ahlak söylemleriyle tartışılıyor. Bu ortamda, Ankara'da bir üniversitede ders veren bir sanatçının cadıyı bir onur figürü olarak sahiplenmesi yerel bir anlam da kazanıyor. Grafik tasarım ve illüstrasyon geleneğinden gelen, baskı tekniklerini resim kadar ciddiye alan bu üretim, Türkiye'de çoğaltılabilir imgenin de güçlü bir sanatsal dil olabileceğini gösteriyor.
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz

