Tacita Dean'den Yael Bartana'ya: Video sanatını dönüştüren dört kadın sanatçı
Argonotlar'ın Queer Feminist Atlas dizisinin ikinci bölümü Tacita Dean, Pipilotti Rist, Joan Jonas ve Yael Bartana'ya odaklanıyor. Dört sanatçının kilit eserleri, Venedik Bienali'ndeki izleri ve Türkiye'deki video sanatıyla kurulabilecek bağlar.

Çağdaş sanat yayını Argonotlar, Queer Feminist Atlas dizisinde hareketli görüntüyü bir düşünme ve direniş aracına dönüştüren kadın sanatçılara ayırdığı yazının ikinci bölümünü yayımladı. İlk bölümde zamanı yavaşlatan, sessizliği dile çeviren ve tarihi yeniden kurgulayan dört pratiği ele alan dizi, bu kez dört isme odaklanıyor: Tacita Dean, Pipilotti Rist, Joan Jonas ve Yael Bartana. Seçki 1970'lerin taşınabilir video kamerasından bugünün büyük ölçekli enstalasyonlarına uzanıyor. Dört sanatçının kariyerindeki kilit anlara yakından bakınca, video sanatının son elli yılda nasıl bir yol aldığı da daha net görülüyor.
Analog filmin savunucusu ve renkli bir isyan
İngiltere'nin Canterbury kentinde 1965'te doğan Tacita Dean, Argonotlar'ın ifadesiyle "zaman isteyen görüntüler" üreten bir sanatçı. Deniz fenerleri, tutulmalar, yaşlı ağaçlar ve tarihin kenarında kalmış kişiler, yıllardır döndüğü konular arasında. Dean'in adını geniş kitlelere taşıyan eser, Tate Modern'in Unilever Series programı kapsamında 2011'de Turbine Hall'da sergilenen FILM oldu. Tate'in kayıtlarına göre bu, serinin hareketli görüntüye ayrılan ilk işiydi: 13 metre yüksekliğindeki bir yüzeye yansıtılan, on bir dakikalık sessiz ve döngüsel bir 35 mm film. Sanatçı Cinemascope merceğini 90 derece çevirerek sinema perdesini dikey bir anıta dönüştürdü; maskeleme, çift pozlama ve cam üzerine boyanmış dekor gibi sinemanın ilk dönemlerinden kalma teknikleri kullandı. Eser, fotokimyasal film laboratuvarlarının birer birer kapandığı bir dönemde filmin korunması için başlatılan kampanyanın da başlangıç noktası sayılıyor.
İsviçre'nin Grabs kentinde 1962'de doğan Pipilotti Rist ise bambaşka bir tondan konuşuyor. Adını Pippi Uzunçorap'tan ödünç alan, 1980'lerde deneysel kadın müzik grubu Les Reines Prochaines'in kurucuları arasında yer alan sanatçı, videoyu içine girilen bir renk ve ses ortamına dönüştürdü. Uluslararası çıkışı 1997 Venedik Bienali'nde gösterilen Ever Is Over All ile geldi: turkuaz elbiseli bir kadın, elindeki çiçek biçimli sopayla park etmiş arabaların camlarını neşeyle kırarken yanından geçen bir polis ona gülümsüyor. İş, genç sanatçılara verilen Premio 2000 ödülünü aldı; üç edisyonu MoMA başta olmak üzere büyük koleksiyonlara girdi. Rist'in dünyasında kadın bedeni bakılan bir nesne değil, bakan ve hisseden bir özne olarak yer alıyor.
Beden, ekran ve siyasal imge
Joan Jonas, video sanatının kurucu kuşağından. 1972 tarihli Vertical Roll, tek kanallı videonun temel eserlerinden biri kabul ediliyor. Sanatçı, dönemin televizyonlarında sık görülen bir arızayı, görüntünün dikey olarak kaymasını bilinçli olarak tetikledi. Ekranda aşağı doğru ilerleyen siyah şerit, Jonas'ın alter egosu Organic Honey'yi bir görünür bir kaybolur hâle getiriyor. Böylece monitör, pasif bir pencere olmaktan çıkıp bedeni parçalayan ve izleyicinin algısını sorgulayan bir araca dönüşüyor. Jonas, kariyerinin ilerleyen yıllarında 2015 Venedik Bienali'nde ABD pavyonunu temsil etti; They Come to Us without a Word adlı enstalasyonuyla pavyonun beş salonunu video, çizim ve nesnelerle doldurdu.
Yael Bartana'nın malzemesi ise ulusal törenler, marşlar ve siyasal semboller. Polonya'da 2007 ile 2011 arasında çektiği Mary Koszmary, Mur i wieża ve Zamach filmlerinden oluşan …and Europe Will Be Stunned üçlemesi, 3,3 milyon Yahudi'yi Polonya'ya geri çağıran kurgusal bir hareketi anlatıyor. Üçleme 2011 Venedik Bienali'nde Polonya pavyonunda gösterildi ve Bartana, bienal tarihinde Polonya'yı temsil eden ilk Polonya vatandaşı olmayan sanatçı oldu. Sanatçı 2024'te bu kez Almanya pavyonunda, Light to the Nations adlı projesiyle yer aldı: dünyayı çevresel ve siyasal yıkımın eşiğinde terk eden kuşaklar boyu bir uzay gemisi.
Dört farklı strateji
Dizinin bu bölümü, video sanatının tek bir dil olmadığını hatırlatıyor:
- Dean, hızla tüketilen dijital imgeye karşı malzemenin yavaşlığını savunuyor.
- Rist, neşeyi ve rengi eleştirel bir araca dönüştürüyor.
- Jonas, kamerayı bedenin performansına ortak ediyor.
- Bartana, geleceği kurgulayarak geçmişin siyasal imgelerini sorguluyor.
Türkiye'den bakış
Bu dört isim Türkiyeli okura uzak görünebilir, ancak aralarındaki bağlar sanıldığından yakın. Bartana'yı 2024'te Almanya pavyonuna davet eden küratör, İstanbul doğumlu Çağla Ilk'ti; pavyondaki sanatçılar arasında Berlin'de yaşayan Ersan Mondtag da vardı. Türkiye'de video sanatının öncüsü sayılan Nil Yalter ise Jonas ile aynı kuşaktan. Yalter, 1970'lerde Paris'te kendi bedenini konu alan videolar üretirken, erkek bakışını tersine çeviren bir dil geliştiriyordu. Göç ve göçebelik üzerine düşünen işleriyle 2024 Venedik Bienali'nde Onur Altın Aslanı'nı alması, bu kuşağın ancak onlarca yıl sonra hak ettiği görünürlüğe kavuştuğunu gösteriyor. Yalter'in Topak Ev'i ile Jonas'ın Vertical Roll'u aşağı yukarı aynı yıllarda, benzer bir soruyla doğdu: kadın bedeni ve kimliği kimin gözünden anlatılır? Bartana'nın ulusal sembollerle hesaplaşması da Türkiye'de resmî tören estetiği, anıtlar ve marşlar üzerine çalışan genç sanatçılar için tanıdık bir alan. Dean'in analog filme bağlılığı ise yerli sinema arşivlerinin korunması tartışmasında hâlâ güncel bir soruyu gündeme getiriyor: hangi görüntüler, hangi malzemeyle yarına kalacak?
Kaynak: Argonotlar
Editoryal ilkelerimiz

